Vatanseverler ve dünya vatandaşlari!

Schiller’den öğrenelim!

İnsan haklari için dayanişma partisi [Bürgerrechtsbewegung Solidarität - BüSo] başkani Helga Zepp-LaRouche’un çağrisi

7 Kasım 2009

Sayın Vatandaşlar!


Friedrich Schiller * 10.11.1759 – † 9.5.1805

Büyük özgürlük şairimiz Friedrich Schiller’in 250. doğum günü ve Berlin Duvarının çöküşünün 20. yıldönümü biribiriyle gerçekten yakından bağlamlı iki olaydır. Kasım 1989 dan Almanyanın birleşmesine, 3 Ekime kadar geçen aylar biz Schiller’in yolunda adımlar attık; tarihimizin büyük günlerini yaşadık. O günler soru, Schiller’in sözleriyle: Büyük tarihi bir anda büyük bir halk varmı? Idi. Barışçıl bir devrimle daha insancıl bir toplum düzenine ve gerçek barışa kavuşabilecekmiydik?

Geri baktığımızda bu soruyu olumlu yanıtlamak maalesef güç. Nedenleri karmaşık ve çok yönlü. Margatet Thatcher ve Francois Mitterand, birleşmenin gerçekleşmemesi için her şeyi yaptılar, daha sonra George Bush ile anlaşıp birleşmiş Almanyayı AB yapısı içerisinde tutup control etmek kararı aldılar.

Batı Almanlar bu jeopolitik oyuna kaşı çıkmayıp Federal Eyaletlerde yıkıcı kürecilik politikalarını benimsediklerinden, bu sonuçtan ancak kendilerini suçlayabilirler. O günler ciddi bir şekilde bir “Üçüncü Yol” arıyan Doğulularsa, bunun nasıl mümkün olabileceğini anlayamadılar ve “birleşmeci” bürokratlarca kenara itildiler.

O yıllar, (Kasım 1989-Ekim 1990), sayısız, konuşmalarımda, batan komunizmi, bir başka batmakta olan sistemle, piyasa ekonomisiyle değiştirmenin yanlışlığını vurguladım, uyarılarda bulundum. Çünkü, bu yoldan, eski Comecon ülkelerinin birikimlerini yağmalayarak, (primitive accumulation) geçici bir sure belirli bir refah sağlanabilirdi; fakat bundan bir sure sonra daha büyük bir çöküş kaçınılmazdı; ve bugün artık bu noktadayız. Tek fark ise, bugün halka yüklenen borçlar, bankaların ve spekülatörlerin kumar yoluyla ürettikleri karşılıksız, değersiz kağıtlardır. (Toxic waste.) Küreciliğe dayanan sistem artık eski Soyetler veya eski Doğu Almanyanın iflaslarının çok ötesinde bir iflasla karşı karşıyadır. Temmuz 2007 sonlarında başlayan sistemsel kriz, akıl almaz büyük sanayi üretimi kapasitesini yoketti. G20 ülkeleri hükümetleriyse bankaların ve vurguncu finans sermayesinin uşakları gibi davrandıklarından, sistemi değiştirecek kökten önlemler alınmadıkça kriz, daha da derinleşerek devam edecektir.

Vatandaşlar, uyanın! Güzel Almanyamızın yokedildiğini görmüyormusunuz?

Yeni Federal Eyaletlerin nüfusu git gide azalıyor. Bazı bölgelerde, belediyelerde nüfusun ortalama yaşı 60 ın üstünde. Gençliğin umutsuzluğu, ufuksuzluğu, artan anlamsız şiddet olaylarında görülüyor. Politikacılara güven her geçen gün yokoluyor.

Ayni gelişmeleri eski Batı Eyaletlerinde de gözlemlemekteyiz: Woolworth, Hertie, Karstadt, Quelle gibi eski firmalar yokoluyor, yakında Opel de bu akibetle karşı karşıya kalabilir. Bu firmalar batarken, bunlara bağlı küçük-orta kapasiteli yüzlerce, binlerce taşeron firma da batmakta. Çiftçiler yokolmamak için mücadele etmekte. Fakirlik tırmanmakta. Ve kumarcıların zararları halkımıza ödetilmekte. Almanya, bir yokoluş tehlikesiyle karşı karşıya!

Duyduğumuz “Kötü günler aşıldı” haberleri, sadece bu çöken sistemi, kumarhane sistemini devam ettirmek isteyenlerin propogandası. Onlara, bu kumarcılara göre korkacak bir durum yok; işler kötü giderse hükümet duruma el koyar, sistemin devamı için gereken bankaları vergi ödeyenlerin paralarıyla kurtarır. Ayrıca, bu bankalar “batmayacak kadar büyük” değiller mi?

Gerçek ise, hiç te öyle değil. Bugün bu kumarcıların oyunları, 1 yıl once Lehman Brothers’ın batışı zamanından çok daha artan bir hızla çılgınca devam etmekte, ve bu da yakın bir gelecekte büyük bir çöküşe zemin hazırlamakta.

Artık, bu gelişmelere dur demeliyiz. Finans oligarşisinin ülkemizi toptan iflasa götürmesine müsaade etmemeliyiz! Bu sistemi değiştirmek zorundayız!

Günümüzde geçerli parayı esas alan-Monetarizm- ve Kürecilik sistemi, değiştirilmeli, yeni bir kredi sistemine geçilmelidir. Bu konuyu Lyndon LaRouche uzun bir süredir işledi. Ona göre bu, ancak ABD-Rusya-Çin ve Hindistan gibi güçlü ülkelerin bir araya gelerek bütün halkların refahını esas alan yeni bir finans mimarisi oluşturmalarıyla mümkün olabilir.

Bu konuda yenilerde bazı olumlu gelişmeler yaşandı. Rus Başbakanı V. Putin’in 3 Ekim Çin’e yaptığı resmi ziyaret sırasında, iki ülke arasında 12 değişik alanda kapsamlı işbirliği anlaşmaları yapıldı. Bunlar genelde alt yapı ve yüksek teknoloji yatırımları olarak adlandırıldı Bu anlaşmaların hacminin 500 trilyon Doları bulduğu da biliniyor. Bu anlaşmalar, Çin’in atıl Dolar reservlerinin, yapıcı kredilere dönüşmesi ve reel ekonomiye katkısı yoluyla Rusya ve Çin’in uzun vadeli gelişme kalkınma programlarına, başka ülkelerin de katılımıyla yeni finans mimarisinin başlangıcı olabilir.

Bu, Almanyada, 1989 da insan hakları guruplarının „Üçüncü Yol“ arayışlarının hayata geçirilmesi olduğu kadar, Lyndon LaRouche ve BüSo’nun, Sovyetlerin çöküşü günlerinde savunduğu „Paris-Berlin-Viyana Üretken Üçgeni“ politikalarının ve 1991 sonrası gündeme getirilen „Avrasya Karaköprüsü“ programlarının yeniden yaşartılması olacaktır. Bu son programın ana fikri, Avrupa ve Asyanın yerleşim merkezleri ve sanayilerini, gelişme koridorlarıyla bağlamak idi. Bu bağlamla kara-sınırlı, denizlerden uzak bölgelerin alt yapıya ve sanayilere kavuşmaları, bu ülkelerin gelişmesi ve insanlarının yaşam standartlarının yükseltilmesi mümkün olacaktı.

Almanyanın ekonomik krizden sıyrılabilmesi de Avrasya Karaköprüsü yatırımlarına bağlıdır. Küçük ve orta büyüklükteki sanayilerimizdeki mühendislerin ve ustalaşmış işçilerin hala yeterli sanayi bilgileri vardır ve bu, Avrasya kıtasının büyük kalkınmasında gerekli bir birikimdir. Diğer yönden bakıldığında, 50-100 yıllık uzun vadeli işbirliği anlaşmalarıyla ham madde ve enerji güvenliğimizi sağlamamız da mümkün olacaktır.

Eğer Almanya, egemen ülkeler arası bu yeni kredi sistemine katılırsa, bir kez daha yüksek teknolojiye dayalı tüm istihdama kavuşur. Hepimizin anlaması gereken şey, refah ancak kendi halkımızın yaratıcı gücüne dayanan üretimle sağlanabilir, devam ettirilebilir; ucuza alıp pahalıya satmakkapkaççılık- felsefesi olan serbest ticaretle bu mümkün değildir. Bu nedenle, güçlü üretken bir iç pazara dayalı yeni düzende vatandaşlarımızın yaratıcı potansiyellerinin geliştirilmesi, Almanyanın, Dünya ekonomisinin yeniden inşasına katılmasında bir ön koşuldur.

Bunu yaparken, kafalarımızı da değiştirmek zorundayız. Yalnızca bankaların kirli finans kağıtlarını silip atmak yetmez. Kürecilikle dimağımıza yer etmiş aşırı kar hırsı, adi eğlence düşkünlüğü,ve yıkıcı karşı-devrimci tavırlar, „ben bugünümü yaşarım“cılık, „ben birşeyi değiştiremem“ mantığını kafalarımızdan ebediyen silip atmak zorundayız.

Eğer bu şansımızı kullanıp, ekonomi politıkalarımızı, sistemi, ve kafalarımızı değiştireceksek, 21.yy da vizyonumuz barış olacaksa, o zaman bu vizyon için en iyi önderimiz büyük şairimiz Friedrich Schiller dir. Onun şiirleri yüce fikirlerle doludur ve bunlar bize bu büyük değişiklik için gereken içgücü vermektedir. Schiller’e gore, her insanın gelişmek, güzel bir ruha sahip olmak ve hatta bir dahi olmak potansiyeli vardır.

Almanya, 1989 da ele geçirdiği büyük fırsatı kaçırdı. Bugün çok daha kötü şartlarla karşı karşıya. Sistem akıl almaz bir çöküş içerisinde, artık hepimizin liberal kürecilik paradaymının bittiğini anlayıp, Lyndon LaRouche’un Adil bir Yeni Dünya Düzeni planını gündeme taşımamız şarttır.

Bu ruhla, gelin, Friedrich Schiller’in 250. doğum gününü ve Berlin Duvarının yıkılışının 20. yıldönümünü birlikte kutlayalım!

“Herkes senin kardeşin olsun! Ve sevgiyi, yay Dünyaya!”

Helga-Zepp LaRouche