Üçüncü Dünya Savaşı’nın arifesinde

19 Kasım 2011

Helga Zepp-LaRouche’un çağrısı

“Korkarım ki bazı gerçekler yaratılacaktır ... Bir sabah olacaktır - biz uyanacağız ve darbe yapılmış olacak“ sözleri ile eski ABD Merkez Komutanlığı başkanı Joseph Hoar EIR haber ajansına İran’a karşı bir askeri saldırı tehdidi hakkında uyardı. Sadece birkaç gün sonra Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov Rusya’nın bölgesel bir nükleer çatışma içine çekilebileceğini ve bu daha sonra büyük bir savaşa gelişebileceğini, uyardı, ve bazı yüksek rütbeli Amerikan subayları İran’a yönelik bir saldırının “istenmeyen sonuçlara“ varabileceğini uyarmaktalar. Önde gelen Ortadoğu uzmanları uzun zamandır İran’a karşı bir savaşın Üçüncü Dünya Savaşı anlamına geldiğini uyarmaktalar.

Bir tehlike bu kadar korkunç ise, insanların doğal kapasitesini aşacak kadar düşünülmez ise, insan ruhunun bu gerçeği bastırmak için kendini savunmayı hedefleyen eğilimi vardır aslında.

Kesinlikle kitle imha silahları kullanılan bir üçüncü dünya savaşının fikri böyle bir durumdur.

Birçok kişi Libya’ya karşı savaştan sonra, Suriye’ye ve İran’a yönelik tehditlerden sonra çok korkunç bir olay oluştuğunun farkında, aynı eskiden tanınan Irak savaşından önce yapılan propaganda olduğunu biliyor ve artık sırf dehşet sıralaması olan haberleri seyretmek istemediğini itiraf ediyor.

Ama düşünülmez olanı düşünmek daha iyidir. Çünkü ancak hükümetler ve insanlar tüm dünyayı kapsayan ABK silahları kullanılan savaşın neticesini son teferruatlarına kadar önlerinekoyarlarsa, son anda savaş tehlikesini atlatılır.

Savaş sonucu ile dünyanın nüfusunu bir veya iki milyar kişiye düşürmeyi çekici gören güçlerin var olduğu bir gerçektir. Ama geri kalan insanlık nasıl olabilir acaba ? Bizlerden hayatta kalanlar olsa bile - bu sevinilecek bir neden olur mu, yoksa durumu lanetleyip keşke ölenlerden olduğumuzu mu aryu ederiz ?

Bu çağrının amacı kamuyu uyandırmaktır ve bu savaşı önlemek için mümkün olan her şeyi yapılmasının gerektiğini sorumlu olan kişilere hitap etmektir. Aynı Danimarka Dışişleri Bakanı Villy Søvndal’ın yaptığı gibi, hükümetlerden egemen olduğu ülkelerinin katiyen Suriye ya da İran’a karşı bir savaşa katılmaması kamuya açıkca ilan edilmesi talep edilir. Ve ikincisi, savaş tehlikesinin temelinde bulunan dinamiğin kaldırılması gerek, bu da transatlantik finansal dizgenin yaklaşan nihai çöküşünde ve özellikle Euro’da yatıyor.

“Temel Avrupa’yı paramsal felaket tehdit ediyor“, ”Sadece Almanya güvenli, geri kalanı batışda”, “Feci Euro domino etkisi“ ve saire: Basının ana başlıklarında sunulan korku senaryoları birbirlerini geçiyorsa, son yakındır. Şimdi aynı Amerikan Merkez Bankası’nın yaptığı gibi Avrupa Merkez Bankasının da kocaman para kapaklarını açıp iflazda bulunan Euro-devletlerin tahvillerini ve bankaların güvensiz olan ”güvenliklerini” satın alarak son sihir numarası olarak Almanya’yı harakiri tarzında bir intihara ikna etmeye çalışıyorlar.

Son alacaklı olan Avrupa Merkez Bankası, bu tabi ki paramsal istikrara karşı olan bir haramdır ve Merkez Bankası’nın tüzüğüne aykırıdır ! Weimar Cumhuriyeti’nin 1923 senesi hiperenflasyonundan size selamlar - sadece bu sefer sırf bir ülkede değil, bütün Atlas Okyanus’unu kapsayan bölgede!

Hükümet değişikliği artık sadece dünyanın her yerinde bulunan haydut devletlere karşı politika değil, aksine kendi milletinin hayat şartlarını yarıya düşürmeyi veyahut yaşam beklentisini sağlık ve sosyal kurumların bütçe kesintileri ile ayaltmayı reddeden avrupa hükümetlerini hedefleyen araçtır. Bu politikaya zaten İtalya’nın, Portekiz’in, İrlanda’nın, İspanya’nın ve Yunanistan’ın hükümetleri kurbanı olmuştur. Seçilmiş temsilciler Goldman Sachs’da çalışmış olan İtalya’da Mario Monti gibi, Yunanistan’da Papademos gibi veyahut AMB’de Mario Draghi gibi seçilmemiş teknokratlar tarafından değiştirilmekte. Onların entrikaları ABD savcıları tarafından incelenmiştir ve ABD Kongre’nin kriz nedenlerini açıklayan Angelides raporunda sayfalarca sunulmuştur. Ve biliniyor ki Yunan hükümetine AB’ye üye olmak için bilançoları hilekârca değiştirmekte yardımcı olan Goldman Sachs’ın danışmanlarıdır.

AB’de demokrasi kayıp oldu ve banka-diktatörlüğüne dönüştürüldü. “Bize seçimler gerekmiyor, bizim reformlara ihtiyacımız var“, diyor Van Rompuy, Avrupa’nın “başkanı“. Onu seçen oldu mu?

Bu yolda devam edersek, yani halka karşı daha tasarruflu politika uygularsak, bankaları kurtarmayı amaçlayan paketlerin sonucu olan, yani borçlanmayı frenlemek adına yine borçlanma, egemenliğinin son zerresi de bir “mali birliğe“ ya da Avrupa ekonomik hükümetine hatta bir Avrupa siyasi birliğine devredilirse, o zaman nüfusun isyanı olacak.

Çünkü avrupa halkı diye birşey yok, sadece AB’de 27 farklı millet vardır, hepsinin kendi dili, kültürü ve tarihi olmakta. Gücün uluslarüstü bir kurula teslim edilmesi, onun AB-Esperantosu ile dile getirilmiş olan sözleşmeleri, yönergeleri ve usulleri bu ülkelerin halkları tarafından anlaşılmaz durumda olan Avrupa’yı baskıyı icat eden Gutenberg’den daha evvel olan sadece akademisyenler’in latince ile iletişim kurabildiği ve halk kitlelerinin kendi dillerinde birşey okuyamadığı zamana geri atıyor.

Biz şu anda AB-Avrupa’da bir imparatorluk ile karşı karşıyayız, ve Avrupa taraftarı olan politikacıların bu imparatorluğun mantığını benimsemiş olması sorunun asıl temeli.

Bu Libya’ya karşı savaşa olan tutumdan başka hiç bir alanda o kadar belli olmadı, yani Blair’in, Sarkozy’nin ve başkalarının iş fırsatlarını kazançlı sonuçlandırmak için yakın zamana kadar Kaddafi’nin çadırlarını başkentlerinde kurulduğunu unutmak istedikleri.

Peki Obama’ya göre sırf “insani müdahale“ olan, ama bunda hukuki meşruiyet olmadan bir devlet önderi ortadan kaldırılması ve acımasızca öldürülmesi ile sonuçlanan Libya’ya karşı NATO-savaşından ne dersi alıyoruz ? Başlığı “Libya Dersleri“ altında Lothar Ruehl Frankfurter Allgemeine Zeitung’a şöyle yazdı:

“Havadan Kuşatma, ve gelecekte şimdiye kadardan daha çok insansız hava araçları (İHA) ve seyir füzeleri ile yapılmakta olan her askerî müdahalenin tercihidir. Bu ders alman Askerî kuvvetlerini endişe ediyor, hava keşifi ile yapılan hava kuşatmaları, havadan operasyonel uçuş kontrolü ve savaş uçakları, savaş helikopterleri ve İHA’lar tarafından yapılan hava saldırılarına ayrıcalık yapılması gerek.” Suriye ve İran ile ilgili olayların etrafında Rühl şu soruyu soruyor:

”Zaman kıt. Bir müdahalenin veyahut bir önleyici saldırının önceliği nerededir?” - cevaplandırmadığı bir soru. Bu düşünce son hedefi kıyamet olan bir yörüngeyi ortaya koyuyor.

İnsanlığın gelen felaketi önlemek için tek şansı çatışmaya doğru giden yönü terk etmekte yatıyor. 21’inci yüzyılda diplomatik kanallar ile çözülemez bir çatışma yoktur. İnsan türünün yok olması söz konusu olduğu için savaş bir seçenek olmamalı ve olamaz da.

Euro deneyi, yani kesin “mükemmel para alanı“ olmayan ve yakın zamanda da olmayayacağı görülen, tamamen farklı ülkeler arasında bir paramsal birliğin oluşturulması başarısız oldu.

Bunu kabul edip ve sonucuna katlanmak dürüst ve sorumlu olur.

Bir çıkış yolu gerçekten var. Maastricht’den Lizbon’a kadar tüm AB antlaşmaları iptal edilmesi gerekiyor. Avrupa ülkelerinin kendi ekonomileri ve para birimleri üzerinde egemenliğini tekrar eline alması gerekiyor. Para birimlerine ve milli servetlerine karşı spekülasyonları durdurmak için sabit döviz kuru kabul edilmelidir.

Sadece kamu yararına ve hakiki ekonomiye hizmet veren ticari bankaların devlet koruması altına alınmasına izin veren ayrı bankacılık sistemi uygulanmalıdır. Yatırım bankaları ve gölge bankacılık sektörü şu andan itibaren vergi parası alamadan idare edecek, sanal spekülatif kazançların silinmesi gerekir. Bir kredi sistemi hakiki ekonomiyi ve fiziksel ekonomi kriterlerine göre faydalı yatırımları finanse etmesi lâzım ki eski sistemden gelen istekleri karşılamak için gerekli temeli oluştursun.

Sadece sapık emperyal düşünceden gelebilen Rusya ve Çin ile intiharcı çatışma yolunu takip etmek yerine, bu ve başka ülkeler ile uzun vadeli enerji ve hammadde temini gibi, büyük ölçekli altyapı- ve su yönetimi gibi, çöllerin yeşillendirilmesi gibi, büyüyen dünya nüfusu için tarımı geliştirmek gibi, evrenin gezegenimize etkisi olan hava durumu araştırmak gibi, insanlı uzay yolculuğu gibi, kısası insanlığın ortak hedefleri diyebileceğimiz projeleri için geleceğe yönelik 50 veyahut 100 senelik işbirliği anlaşmaları imzâlamamız gerekiyor.

İnsan türünün varlığından ve yokluğundan başka bir şey söz konusu değildir. Biz bu büyük soru karşısında Friedrich Schiller’in anlamında barbar değil de insan olduğumuzu ortaya koyabilirmiyiz ?

İmza eden:

Helga Zepp-LaRouche

Çağrıyı imzalamak için burayı tuşlayın